Ne garip, ne güzel duygudur şu nostalji. Zaman zaman hepimizi sarıveren, içimizi titretip burnumuzun direğini sızlatmadan bırakmayan. Bazen bir fotoğraf, bazen o zamanlar da kullanılan bir parfüm, bazen kolilenmiş ıvır zıvırlarımızın arasından göz kırpan eski bir eşya o günlere kalkan trenin vagonu oluverir.
Benim trenim dün gece saat 23.30 da kalktı. İstikamet özlemdi. Tek kelimeyle özlem. Vagonumsa bir şarkıydı. 1988 yılından kopup gelen, 2088′ de torunlarımızın da bineceği türden bir vagon..
Hatırlar mısınız 80′ leri? Hani şu akşamüstleri daha bi uzun olan, o yıllarda yaşadığım Arnavutköy’ün sabahları deniz kokan 80′ ler. İnsanların yine koşuşturma içinde oldukları, ama kendilerinden, içlerindeki çocuktan bu kadar yitmedikleri 80′ler. Şarkıların bizi ağlattığı,ağlamayı bilen insanların şarkı yazdığı 80′ler..
Şarkı okadar keskin ve netti ki adeta, dondum. 5-6 kere döndürdü şarkı kendini. Bende hala hareket yok. Öylece bilgisayarın ekranına baktım 20 dakika kadar. Samimiyeti, dürüstlüğü, aşkı, nefreti, korkusu ile 20 dakika boyunca göğsümü yumrukladı, boğazımda bir yumru oldu şarkı. Zaten bildiğim, binlerce kez dinlediğim bu şarkı neden hala bana bunları yapıyor? Tanımıyor mu hala beni? Anlatmadı mı bana kendimi o ilk dinlendiği yıllarda? Evet şarkının böyle bir özelliği de var ya! İnsana kendini, insanı anlatır bu şarkı. Hem nasıl anlatmak. Bütün hüzünleri okşar birer birer…
Bu karmaşık duygular içinde, sarsıcı bir yolculuğun ardından istasyona yanaştı trenim. Heyecanla toparlandım. Trenden inip nereye geldiğimi görmek için kompartmandan çıktım. Trenin koridoru hafif tozlu, huzur veren bir loşluk, ahşap kokusu geldi burnuma. Yandaki camlardan yolcularını karşılamak için gelmiş insanları gördüm.Gözlerinin içi gülen,hasretle özlediklerini,onları özleyenleri bekleyenleri gördüm. O an ilk kez sordum kendime. Beni karşılayacak biri var mıydı? Trenin kapısına yaklaşırken, yalnızlıktan, o peronda kimse tarafından karşılanmadan, koca istasyonun ortasında minicik kalmaktan korktum. Basamaklarda durup, kucaklaşarak, sevinç dolu kahkahalar atarak dağılan kalabalığı izledim bir süre. Anlaşılan beni karşılamaya gelen kimse yoktu. Derin bi nefes aldım, taze havayı içime çektim. Herşeye rağmen bir an gülümsedim, sıcak,sade ama biraz kuşkulu.
Birden peronun bana uzak kalan tarafında bir adam ilişti gözüme. Orta boylu, hafifçe toplu,saçları üstten dökülmüş, gözlüklü bir adam. Nasıl da tanıdık anlatamam size. Yanında küçük bir kız çocuğu var elinden tuttuğu. Kız bir an kurtuldu adamın elinden,başladı koşturmaya. Nasıl fırlama, nasıl muzur. Bağıra, çağıra şarkı söylüyor istasyonun ortasında. Yetenekli de. Kendi uydurduğu sözlerden bir şarkı söylüyor. Adam bir an gözlerini küçük kızdan ayırıp, bana şöyle bir baktı. Hafifçe gülümsedi. Bir an sonra kıza tekrar baktı ki, çocuk ondan oldukça uzaklaşmıştı. Bakşıları değişti, bir anda bir baba oldu o adam. “Sezen! Buraya gel.. ” diye bağırdı. Kız dönüp muzurca gülümsedi adama. Ve doğruca adama koşup dizlerine sarıldı. Basamaklardan inip, adamla kız çocuğuna doğru yürümeye başladım. Onlarda bana doğru yürümeye. Göz göze geldiğimiz anda tanıdım adamı. Kız yerden yerden bana bakıyor, hala aynı şarkıyı mırıldanıyordu. Adam yine gülümsedi bana. Sıcacık,şefkatle. Abi gibi, hoca gibi,baba gibi gülümsedi. Ve başladı kızın söylediği şarkıya eşlik etmeye;
Bir çocuk gördüm uzaklarda
Gözleri kederli hatta korkulu
Her şeye rağmen bir an gülümsedi çocuk
Sıcak sade ama biraz kuşkulu
Bir çocuk sevdim uzaklarda
Sanıyordum ki onun özlemi de buydu
O ise bir bakışta beni örtülerimden
Yalnızca yalnızca duygularıyla soydu
Ben böyle yürek görmedim böyle sevgi
Şimdi çocuk büyümekte günbegün
Bütün hüzünleri okşadı birer birer
Gizli bir ümide sarılarak biraz küskün
Bir çocuk gördüm uzaklarda
Biraz çocuk biraz adam biraz hiçti
Ellerinde yaşlı zaman demetleri
Daha önce denenmemiş yeni bir yol seçti
Bir çocuk sevdim uzaklarda
Bir elinde yarın öbür elinde dün
Erken ihtiyarlamaktan sanki biraz üzgün
Dünyanın haline bakıp güldü geçti.
O adam 14 Ocak 1996 tarihinde hazin bir uçak kazasıyla aramızdan ayrılan, Türkiyenin gelmiş geçmiş en büyük müzik adamı, kompozitör Onno Tunç‘ tu. Hepimizin hayatına güzel müziği ile ışık tutmuş, bizlere ilham kaynağı ve yol gösterici olmuştur. Sevgili Onno Tunç’u sevgi ve saygıyla anıyorum. Sonsuzluğun içinden seçip bir araya getirdiği melodileri ile daima yaşayacak…
1948 – 1996
